| | Üretsiz Blog oluştur

Gerçek dost ve sevgili herkesin çıkıp gittiği yerde içeri girendir...

Öyle 'içimsin' ki, Sevgili...

Öyle 'içimsin' ki, sevgili...

"Tamirci çırağı, tulumunu giymiş, yüzü gözü motor yağına, egzoz kirine ve kaporta çamuruna bulanmış vaziyette, altına yattığı arabanın fettan, sarışın, burjuva güzeli, yüksek topuklu, naylon çoraplı şuh sahibesinin aşkıyla yanıp tutuşuyordu.

İşi bitince arabayı arapsabunuyla köpürtüyor, az kullanılmış süngeri ile okşarcasına siliyor, paspasları şişenin dibindeki limon kolonyası damlaları ile tütsülüyordu...

Nihai hamle kalmıştı. Sevdalısı neredeyse arabayı almaya gelmek üzereydi. Helaya girip kırık aynasını kullanarak, gres yağından mamul jölesini kullanarak saçlarına sürdü. Şimdi de sıra tükürüğü ile kaşlarını düzeltmeye, egzoz isi dudaklarını diliyle temizlemeye gelmişti.

Kirli tulumlarını çıkardı, gömleğini çekiştirerek düzeltti ve pabucunu ÜSTÜBÜ ile sildi...

Bildik, sert ve kırıcı bir sesle;

-GİY DEDİ TULUMLARI” ustası, İŞÇİSİN SEN, İŞÇİ KAL! BURADA BEN (yani ustan) VARKEN SANA MI KALMIŞ ELİN DİLBERİNE AŞIK OLMAK! "

Artısı var eksiği yok 30 sene evvel ziyaret için geldiğim İstanbul’da bir bulvar kahvesinde Şubat’ın 14’ünde kahvecinin teybinden yükselen bir şarkıydı. İstanbul bahara durmuş her köşesini, her kişisine aşık ediyor, bense İstanbul’un her dönemecine aşık, büyülü Bizans matmazelini, soylu Osmanlı hanımefendisiyle topluyor, tuttuğum aşkları çıkarıyor, Yeditepe ile çarpıyor, atımı alıp ÜSKÜDAR’ı geçiyorum. İçim burkuluyor tamirci çırağına. Hâlâ öldüğüne inanamadığım Cem Karaca ustaya “bir görsem soracağım” derim hep. “N’oldu o çırak, kalfa ya da usta oldu mu? O kadınla evlendi mi?”

Onun arabası var
Güzel mi güzel,
Bastı mı gaza
Gider mi gider
Aman gizli tutalım
Ustam duyarsa ne der? (hesabı)

***
Şimdiki sevgililer öyle mi ya?..

- Bana NİCK’ini verir misin seni arıcam.

- E-mail gönderdim ulaşmadı. MESİNCIR adresin var mı?

- Bana 2 dk. izin ver. MeSaNe’den görüştüğümüzden olsa gerek tuvalete gidip gelicem. Sık sık gidiyorum.

- Sana sevgili.com’dan gül gönderdim aldın mı?

- Evet teşekkürler. Çok güzel kokuyor.

- Senin server’ına girdim oradaki Ali, Veli, Ahmet kim?

- Ben de geçen gün senin mesajlarını okudum. Yazıklar olsun sana. Hale, Lale, Jale’yi biliyorum artık. Hain.

- Haydi kızım başka kapıya.

- Hüngür...


Ya da kullanılan cümleler biraz farklı:

- Su-i zan etme lütfen. Ne babanın zenginliği ne de senin güzelliğin. Ben senin ruhunu sevdim. İmanını. Başörtünü...

- Ben de hep takva sahibi, içkisi kumarı olmayan, insanlığa hizmet aşkında bir beyle evlenmek istemişimdir. Burçlar da uygun.

- Her gün Cevşen okuyorum. Bir de Cevşen astım boynuma. Seninle cennete uzanan beraberliğimiz için...

- Ben de nazar boncuklu bilekliğimi hiç çıkarmıyom. Annem de muska yazdırmış. Aşkımıza kurşun da döktürcem inşallah.

- İnternetten gönderdiğin fotoğrafın çok güzeldi. Yüzünden nur akıyo. Sen peygamber sülalesinden misin?

- Senin fotoğrafın da çok hoş. Annemler şüphelenmesinler diye okuduğum hadis kitabının arasına koydum. Adın da Enes ya, görürlerse bile Hz. Enes (ra) zannederler.

- Diyosun sen? Bak ne dicem artık görüşsek bi yerlerde...

- Caiz mi? Zaten babam duyarsa öldürür beni.

- Bişi olmaz. İmam nikahı yaparız tamamdır.


3 AY SONRA -bir mektup-

- Dr. Can abi… Hüngür + HÜSRAN + DEPRESYON!..

Hamburgerim NETTEN
SEVGİLİM CHAT’TEN
Hazlarım İNTERNETTEN
Bir elimde fare, bir elimde klavye
İnsan mıyım ben kemikten ETTEN?..
Bugün Sevgililer Günü diye,
İki kontörü mesaj çektim CEPTEN…
Bu devirde böyle kutlanır aşklar
Olsa da dijital, olmasa da KALPTEN! (hesabı)
--------------------------------------------------------------------------------
AŞKTA İHLAS VAR

İhlasla aşkın çok benzerlikleri mevcut. Mesela “Bugün ihlaslı olmaya karar verdim. Saat 14.20 sularında ihlaslı olucam” denmez. Riyasız, galatsız, samimi, duru, iyi niyetli ve Rıza için bir iş yapılırsa ihlaslı olur. Aşık olmaya da karar verilmez. Aşk ne zaman, nerede kimin kalbine geleceğine kendisi karar verir. Yani ilahi bir rast gelme ile Allah kalpleri rezonans ettirir ve duygu frekansları girişime uğrarsa (elektrik aldım diyorlar ya) aşk doğar. Aşk, baştan aşağı samimiyet kokar, ihlas gamzelidir. Durudur. Duyguların incelmesini, hislerin keskinleşmesini, zihnin yükselmesini, kalbin gözlerinin açılmasını ve duyarlılığı getirir.
--------------------------------------------------------------------------------

AŞKTA KUTSALLIK VAR

Evet, keskinleşen duygular, incelen kalp, yükselen zihin ve olgunlaşan ruhunla hayata farklı bakmaya başlarsın. Ağzından, burnundan ve tüm hücrelerinden SEROTONİN, DOPAMİN, ENDORFİN vs. fışkırmaya başlar. Aşk, mutluluk, şevk, bağışıklık hormonların sular seller gibi akar. Yaprakların hışırtısı, cırcır böceğinin tespihatı, yıldızlar, seni duygulandırmaya başlar. Her bir yağmur tanesiyle inen melekleri bir bir görürsün. Hayalen asırlar öncesine gider, vazife başındaki elçiyle görüşür, konuşursun. Kur’an okunurken gözlerin dolar, kıyamda ağlar, rükuda hıçkırır, secdede inlersin. Sevgi dürbünüyle yitirilmiş cennetleri buradan seyredersin. Yani AŞK ALLAH’I KALBİNE DAVET ETMEKTİR. BİRİNE AŞIK OLAN KİŞİ ONUN YÜZÜNDE ALLAH’IN YÜZÜNÜ (Cemal) GÖRÜR... KISACASI BİRİNE AŞIK OLAN ALLAH’A DA AŞIK OLMUŞ DEMEKTİR...
--------------------------------------------------------------------------------

HER GÜN ŞUBAT 14

Böylece ihlaslı, temiz, odaları paklanmış ve sahibi davet edilen KALBE ALLAH yerleşir. Böyle bir kalbe vesile olan SEVGİLİ de oradadır. Artık her gün 14 Şubat’tır.Her an bir elinde GÜL, diğer elinde çikolata, içinde Yaratıcı’yı barındıracak kadar geniş olan kalbinizde SEVGİLİLER GÜNÜ kutlanır, uçsuz bucaksız derinliklerde muhteşemlikler yaşanır. Ailelere haber verilir, söz, nişan yapılır ve cennetteki köşklerin projesine uygun, pembe panjurlu yuvanın tasarımları yapılır.

Bir bahar akşamı rastladım size,
Melekler alkış tuttu ikimize,
Annemler istemeye geldi evinize,
Çikolata, gül getirdik hepinize
Mani yoktu mübarek evliliğimize
14 Şubat’ta karar verdik gelinliğimize...
(hesabı)

Evet, AŞK ilahi endeksli, samimi, katıksız duygu yoğunluğunu ifade eder. Aşık olunan kişi, insanın SEVGİLİSİDİR. Nezahet çerçevesinde, ciddi evlilik niyetiyle, kırmızı çizgilere riayetle, iyi niyetli, kibar, soylu ve onurlu bir ilişki başlamıştır. Evlilikten sonra da AŞK ve SEVGİLİLİK devam eder, gerçek aşklar da... Yoksa, kenar mahalle aşkı da diyebileceğimiz, cismaniyete dayalı, şartlara, fiziksel ölçülere, fallara ve burçlara dayanan, seviyesiz, günah kokulu, “arka sokaklarda neler oluyor?” ya da “cebine gelen mesajlar kimden?” sorularıyla yıkılan kumdan şatolar, kartondan evler değil 14 Şubat’ta kutlanan...
--------------------------------------------------------------------------------

HERKESE VE HER ŞEYE AŞK

Yazının başında İstanbul’a olan aşkımı yazmıştım. [u]İnsan yaratılan canlı, cansız neye aşık olursa olsun onun özündeki muhteşem ESMA’yı görüp, önce ve sonra, zahir ve batın her şey ve herkesle beraber önce Allah’a aşık olur. Onun dışında her ANNE bir sevgilidir. Tabii ki baba da. Kurda-kuşa, börtüye-böceğe, dağa-taşa hatta SEVGİLİ ALİ ÇOLAK’ın dediği gibi, bize AŞKI anlatan ŞAİRLERİN aşık olduğu KELİMELERE de aşık olur insan. Kimisi işine kimisi kendine aşıktır. Önemli olan bu aşkları baki kılmak, ebediyete, sonsuza taşımak ve asla PUTLAŞTIRMAMAKTIR. Zira kalbe putlaştırılmış sevgi girince Allah uzaklaşır.

--------------------------------------------------------------------------------

UNUTTUM SANMAYIN

“Doktorlar ilk hastalarına aşık olur” derler, ama bende olmadı. Fakat mektuplara verdiğim cevaplarda gördüğünüz “Sevgili Ali, sevgili Veli, sevgili Ayşe, Fatma”dan anlayacağınız üzre tüm okurlarım benim “sevgili” oğullarım ve “sevgili” kızlarımdır.

UNUTTUĞUM İÇİN DEĞİL
HİÇ UNUTMADIĞIMI
HATIRLATMAK İÇİN
YAZIYORUM.
İÇİNİZDEKİ SEVGİ VE SEVGİLİ
SONSUZA DEK SÜRSÜN...
(hesabı)



[Dr.Can (Mehmet Ayvacı abi'yi vefatından önce yazdığı bu güzel Sevgililer Günü yazısı dolayısıyla rahmetle anıyoruz]
Yorumsuz Geçme

Bizi soracak olursanız biz çok öfkeliyiz..

 

Bizi soracak olursanız biz çok öfkeliyiz..

Kimsin sen Kim?
Adının içinde yanlışlıkla mertlik geçen kan heykeli adam..
Kimsin sen..
Seni çekiç suyuyla mı beslediler..
Asitli diken kundağında mı büyüdün.
Evinizin penceresi hep merhametsizliğe mi baktı küçükken.
Annen saçlarını çamurla mı yıkadı..
Sınıfta en arka sırada oturup,
Tahtaya kalaşnikofla mı kalktın..
En sevdiğin hayvan yılan mıydı senin..
Rezil mi olurdun arkadaşlarına bir kuşu öldürmeyince..
Defterin köpeklerle mi kaplıydı.
Seni Rahibe terasalar mı kutsadı..

Kimsin sen Kim?
Saçlarının arasında mıydı bitlenmiş bombalar..
Vicdansızlık ormanının tanrısız kralı mıydın.
Isırgan otlarını mı dişledi ateş yutan ağzın..
İnsan olmayacaksan niye giydin bu şehrin ölümünü..
Düğününde sırtlanlar mı çekti fotograflarını
Eve giderken ekmek yerine kurt mu kaptın mermi fırınlarından..

Bizi soracak olursanız biz çok öfkeliyiz..
Olmertin insafına kalmadı Gazze..
Olmertin insafına tenezzül etmeyen Gazeli çocukların ruhuna düğüm düğüm cennet sessizliği diliyoruz..

Bırakalım Olmertin ikinci adını Allah koysun..
Allah koysun..

Bizi soracak olursanız biz Olmertin insan olmadığını düşünmeye devam ediyoruz..


Esra Elönü
Yorumsuz Geçme

Asıl Engelliler, Biz Sağlamlar Olmasın..

Asıl Engelliler, Biz Sağlamlar Olmasın..

11.Haz.2008

Üniversite bitmiş, bir öğretmen abinin referansıyla iş teklifi gelmişti. Her ne kadar ailem “dört yıl doğuda okudun, gitme” dese de ikna edip, oniki senedir beni kendine çeken gurbete çıktım..

Okulda ilk günüm..Gördüklerim karşısında başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki. Zıplayanlar, tükürenler, inleyenler, ne yaptığını bilmeyenler, tepinenler, tepinemeyenler…Dışarda engelli bir çocuk gördüğümde içi parçalanan ben, bu çocuklarla iç içe olup haftanın altı günü derse girecektim. “Allah’ım dedim, Sen bana ne olursun sabır ver; ver ki, bu ilçeden kaçıp gitmeyeyim” dedim hep.

Sonra derslere girmeye başladım..Her ders bir kişi, 40-45 dk.

Ve öğrenciler: Kırmızıyı göster diyorum iki renk arasından.. bu, bu diyerek ikisini gösteriyor. Legoları, yap bozları takmasını istiyorum, sadece gözlerime bakıyor Celal.

Ömer daha küçük, 5 yaşında, burnu hep akıyor. Ben siliyorum haliyle. Tek eli biraz sakat, elini beraber yıkıyoruz. Adaşı biraz daha büyük . Çok kez altını ıslatıyor, Nasılsın’a “sadece “iyiyim” diyebiliyor, konuşması işaret diliyle.

İbrahim onbeş yaşında, öğrenme güçlüğü var. “Örtmen, tuvalet” dediğinde ne demek istediğini anlıyorum. Nasılsın’a ancak “başi”(Kürtçe’de iyiyim) diyor. Selçuk ‘un boynuna eskiyen bir elbiseden kestikleri parçayı koymuşlar..salyası akıyor onun için.

Handan onaltısında..kendisini erkek olarak hissediyor. Öğretmen arkadaşa (bayan) aşık olmuş. Renkleri öğreniyor ama bir haftalığına. Yüksel benden iki yaş küçük (22), biraz görme ve öğrenme güçlüğü var. Çok şeyin farkında, ezan okunduğunda hemencik namazını kılmak için izin istiyor. Bu temiz çocuktan dua istiyorum..utanarak..

Ceylan da onbeş’inde. Okuma, yazma yok. Verilen harf ve çizgilerin üzerinden gidiyor sadece. Bazen hikâye kitabını eline alıp okuyormuş gibi yapıyor..hayaline giderek belki.. Geçenlerde salâ veriliyordu. “Biri ölmüş, yazık, yok olacak” dedi. Yok olmadığımızı, tekrar dirileceğimizi, Allah’ın çok büyük olduğunu basitçe anlatmaya çalıştım. Derin düşüncelere daldı, Ne oldu dedim, “büyük olan Allah’ı düşünüyorum” dedi..

Son derste resim boyuyordu, yanlışını düzeltirken “şeytana tüküreyim” dedi. Neden öyle dedin dedim. “Görmüyon mu bana yanlış yaptırdı” dedi.

Özgür bazen özgür olmak için alıp başını gidiyormuş ama eve dönüş yolunu unutuyormuş. Sara hastası, onyedisinde..

Elif, Bahar, Birgül fiziksel yardımla yürüyorlar. Konuşma yok, olan da anlaşılmıyor..gülümsüyor sadece. İsmail’i kucağımda götürüyorum derse, sandalyede zor oturuyor. Başını dik tutmakta zorluk çekiyor. Şekil kartlarından nesneleri gösteriyorum. Bisiklete sıra gelince utanıyorum, kalakalıyorum öylece..Çünkü belki de hiç bi zaman süremeyecek.. bisikleti olsa bile.


Velilerle görüşüyorum arada. “Hoca, oğlum ne zaman yürüyecek, Kızım okuma-yazmayı öğrenecek mi, Çocuğun durumu nasıl, neler yapabiliyor..”vs. soruyorlar. Beklentiniz ne diyorum: “Öğretmen, doktor olacak diyor”..

Ötekisi kabullenemiyor engelli olmasını (hangisi kabulleniyor ki), daha kötüsü var elbet, şükrediyorum yine de, ama diyor, ama hiç olmazsa kendine yeter hale gelse..Susuyorum
Sonraları yüreğim kaldırmaz oldu, konuşamadım velilerle..

Vedat hep –ıhh, -ıhh diye inliyor ders boyu, isteklerini böyle anlatıyor, anlatabiliyor.. Bir başkası.. Adın ne diyorum “bi daha Ahmet”. Nasılsın’a “bi daha nasılsın” diyor. Genelde Kürtçe konuşuyor.

Ceylan ve Cihat otistik, gözleri çekik oluyor bu hastaların.. küçücük yavrular, çok sevimliler ama hiç bi zaman konuşamayacaklar belki.

Fatma yüksek sesle inliyor hep. Ağır engelli..kilo olarak da ağır, destekle sınıfa gidiyoruz. Ayaklarındaki ipler gözüme takılıyor. Evde annesi ev işlerini görmek için bağlıyormuş..yüreğime takılıyor.

…ve diğer öğrenciler…

İlk başta her şey çok zor gelmişti.. Tüm bunları anlıyor muydum? Anlayabiliyor muydum velilerin halini. Ayağım kırılmamıştı ki kırılan ayağın acısını anlayabileyim di mi.. Zamanla duyarsızlaştım, ama yürek sızımı hissedebiliyordum hep.

Allah'ım Benim de engelli çocuğum olursa bir gün? Ve ya sakat kalırsam.. ne yaparım ben..?Daha önce hiç bunu hiç düşünmüş müydü?. Sanki Allah beni sapasağlam yaratmak zorundaydı? Niye kaygılandım ki? Allah'a şükür hiç bir engelim yok. Öyle bir çocuğum da olmaz herhalde. Yani olmaz değil mi? Tüm veliler de mi ilk başta benim gibi düşünüyordu yoksa? Şükretmem gereken çok şey olduğunu elimdekiler alınınca mı öğrenmeliyim? Daha fazla düşünemiyorum, acıtıyor çünkü..

Okuldan ayrıldım dün,
Şimdi çok şey mi öğrendim diyeyim, hiç bişey öğrenemedim mi, bilemiyorum.. Acınacak halde olan, merhamete muhtaç onlar mı ben mi?. Asıl engelli olan kim? Kim göremiyor, duyamıyor..
Engellileri acınası insanlar görüp sadece Özürlüler Günü’nde anlık hatırlayan bizler “bizi bir gün değil, her gün hatırlayın“ nidalarına ne zaman kulak vereceğiz..

Dr.Can
12 Haziran 2008, Perşembe

Not: Karmaşık duygularımı anlatmakta çok zorlandım, yazılacak çok şey vardı, anlatamadım, belki de bütünüyle cesaret edemedim..

Yorumsuz Geçme

Aşkın Dili Kuş Dili Gibidir, Ona Süleyman Gerek.

ask2_0.preview

Aşkın Dili Kuş Dili Gibidir, Ona Süleyman Gerek.

 

Aşkın Sabrı Sonsuzluktur, Ona Yus'uf Gerek.

 

Aşkın Esintisi Tufan Gibidir, Ona İsrafil Gerek.

 

Aşkın Yolu Dağ, Kır Ve Çöldür, Ona Kerem, Ferhat ve Mecnun gerek.

 

Bendeki Aşkın Tarifi Yok Sevgili, Onu Anlatabilmek İçin Yaşamak Ve Yaşatmak Gerek.
.......alıntı.....
Yorumsuz Geçme

EYVALLAH'ın Anlamını Biliyor Musunuz..?

 EYVALLAH'ın Anlamını Biliyor Musunuz..?

http://img1.blogcu.com/images/a/g/y/agyar/hattattyu7.jpg

Eyvallah’ın manasını gerçek anlamıyla düşündünüz mü? Tasavvufî kültürün en latif tabirlerinden biri olan ‘eyvallah’, çoğu kimseler tarafından yerli yersiz, gelişigüzel kullanılmasına rağmen yine de işitildiğinde veya söylenildiğinde ruhlara serinlik ve rahatlama bahşeden tılsımlı bir söz. Mânevî terbiyeyi insanî hayatta nakış nakış işleyen ve inceleyen tasavvuf, bu hassasiyeti konuşma üslûbunda da göstermiştir.
Eyvallah, üç ayrı kelimeden oluşan Arapça bir cümle. ‘Ey’ veya ‘-iy’, ‘evet, tabii’ gibi anlamlara gelir.
Bilhassa vav’la beraber kullanıldığında dilimizdeki ifadesiyle ‘aynen öyle, tastamam’ gibi manaları içine almaktadır.
‘Tamam, peki’ manasına pratik Arapça’da halihazırda ‘eyva’ şeklinde söylenişine halkımız aşinadır.
Bazen ayvaa olarak müstehzi bir edayla fevkalade kötü taklitlerini de duyduğumuz bu kelam esasında Allah lafzı düşünülerek bizdeki eyvallah’ın Araplardaki söyleme tarzıdır.
“Ve” harfine gelince. Sadece gramer açısından incelendiğinde en az on iki ayrı işlevi olan bu harfi, kültürel boyutuyla ciltlerle kitapla ifade etmek mümkün.
Bu tabirde geçen “vav” için çeşitli fikirler öne sürülmüş. Bazıları cevabı kuvvetlendirmek için, bazıları da yemin manası için kullanıldığını öne sürmüşlerse de maiyyet yani beraberlik bildirmek için kullanıldığı fikri ağır basmıştır.
İkinci kelime olan “Allah” ki daha çok lafzatullah şeklinde ifade edilir. Cenab-ı Hakk’ın yüzlerce ismi olmasına rağmen Allah ismi gibisi yoktur. Çünkü ‘Zât-ı Ehadiyyet’in kendisini tesmiye ettiği isimdir.
Öyle bir zat ismi ki, semavî kitapta beyan edilen bu isim etimolojik olarak bile incelense, eşi benzeri olamayan bir kelime olarak kalmayıp, ayrıca ikiliği ve çoğulluğu kabul etmeyen bir yapıya sahiptir.

Sadece içinde geçen lafzatullah bile eyvallah’ın alelade kullanılmamasına yeter bir sebeptir.
Belki de gündelik Arapçada eyvaa olarak ifade edilmesi bundan kaynaklanıyordur. “Eyvallah”ın yukarıda geçen manasıyla beraber tasavvuftaki ıstılâhî sahasını mülahaza edersek bu gerçek daha bariz bir hal alacaktır. ‘Hakla kabul ettik, haktandır’ manasını ihtiva ettiğinden eyvallah, sufîyyede hemen hemen her halde zikredilir, bir virddir adeta. “

Her tecelli eden, mademki Cenab-ı Hakk’ın takdiri ve muradıyladır, o halde hakla kabul ettik, eyvallah.

Şu anda anlayabildiğime, yahut sonra idrak edeceğim irfana şimdiden eyvallah.

Güzel-çirkin diye tavsif ettiğimiz velakin hepsinde gizli ve aşikar olan hikmete gördüğüm görmediğim esrar-ı ilahiyeye eyvallah.”

“Eyvallah”ın ruhuna nüfuz edebilirsek içinde samimi bir tasdik havası barındığını fark edebiliriz. Samimi, içten kabulleniş ancak muhabbetle olur. Zaten din de bu muhabbetin tesiri içindir. Öteki türlü, inanç sistemini sadece bir dizi ameller olarak algılamak ki menzile yani o rızaya asla ulaştıramaz. İkilik de burada başlar, bu muhabbet olmazsa her muhatap kalınan emrinde o bir sen olmuş olur ki, kişi bu durumda ibadet ederken ikilikten kurtulamaz. Halbuki muhabbetle teslimiyet gerçek birliği sağlar.
Eyvallah böyle bir halin nişanesidir. Bu mefhum ile alakalı Kitap’tan ve sünnetten pek çok örnek vardır.
Mesela Bakara Sûresi’nde anlatılan Hz. Mûsâ (as)’nın kıssasında; Hz. Mûsâ (as) kavmine ‘Allah’ın bir inek kes’ emri verdiğini söylediğinde onlar, “Sen bizimle alay mı ediyorsun” diye karşılık verirler. Mûsâ (as)’nın işin ciddi olduğunu belirtmesi de ikna olmalarına yetmez. “Bu ineği bize anlat, rengi nedir, neye benziyor, şöyle mi böyle mi?” gibi sorularla işi yapmamak için kırk dereden su getirirler.

Maide Sûresi’ndeki kıssaya göre ise önce Allah’tan doymak için rızk isterler, kendileri kudret helvası ve bıldırcın eti ile nimetlendirilmeleri ve bu mucize karşısında sayısız hamd ü sena edip Hak Teala’ya şükredecekleri yerde, ‘bu sofrada soğan, sarmısak yok’ diyerek onda bile kusur bulurlar.
Anlaşılan ne emirlere karşı ne de nimetlere karşı eyvallah diyerek bir teslimiyet göstermezler. Zaten bu gibi hususlarda çok fazla itiraz etmelerinden dolayı Cenab-ı Hakk’ın Yahudi şeriatını çok ağır kıldığını söylemişlerdir. Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadis-i şeriflerde geçen bu ve benzeri misaller tecellileri eyvallah ile kabullenemeyişin Mevlâ’sı ile kulu arasındaki muhabbet bağını nasıl kopma noktasına getirdiğini ibretle göstermektedir.

Dinî kaynaklarda ve kültürümüzde ahlâkî güzellikte numune teşkil edebilecek âbidevî şahsiyetlerin hep eyvallah’ın o tasdiki ruhuna ermeleriyle bu derecelere nail olduklarına işaret vardır. İnsan birçok musibete ‘ben’ belasından, çekişmekten dolayı uğramaz mı?
Başka bir ifadeyle inayet-i Hak’la, halkla yaşamayı kendisine şiar edinerek eyvallah’ı vird edinen kolay kolay gaflete, hırsa, kavgaya düşer mi? Adım adım benlikten kurtulmaya basamak olan eyvallah, hak suretinde bâtılın ayrılmasına vesile olduğu gibi, haktan ve hak ilminden ayrı düşmeye de lâzım bir virddir. “Kişi böylesi bir hakikat rehberine erişirse, eyvallah’a iyi tutunmalı der” sofiler.

Hz. Mûsâ (as)’nın Hızır ile olan arkadaşlığı bu mevzuya pek güzel misal teşkil eder. Bir zata sormuşlar: “Her şeye eyvallah, peki gafilin gafletine de mi eyvallah?” Cevaben, “Gaflete eyvallahımız yoktur; fakat gafil bir kimse gördüğünde, ‘Bu, benim halim de olabilirdi; ama Cenâb-ı Hak şu an beni muhafaza etti.’ diye tefekkür edersin. Ve ibretle eyvallah dersin.” demiş. “Peki, yanlış olan şeyi nasıl düzelteceğiz?” diye sormuşlar. O zat devamla, “Kendi acizliğini hatırına getirerek karşısındakini ikna etmen daha kolay olur, sen kendi egonu aradan çıkarırsın, böylece sözünün tesiri olur.” diye cevaplamış.

Cenâb-ı Pir Mevlânâ Celaleddin-i Rumi (kds)’nin oğlu Sultan Veled, şahane bir beytinde bu güzellikleri özetlemiş: “Bize ne irs-ı peder, ne servet ü ne cah kalmıştır,Şuûr-ı hikmete karşı bir eyvallah kalmıştır” (Bizlere babamızdan maddi bir miras, büyük bir servet ve makam kalmadı. Bizlere kalan (bunlardan çok daha kıymetli, bizleri evvelkilerin mevkiine erdiren) Hakk’ın hikmet tecellilerini eyvallahla karşılama hali kalmıştır.)

Mevlam! Sen'den gelene, gelmeyene; ne şekilde belirlemişsen kaderime, bu oyundaki biçtiğin rolüme , yürekten kocaman bir EYVALLAH

Yorumsuz Geçme

İki Kayserili'nin Konuşması:):) Çok Komik

OTOBUS DURAĞINDA İKİ KADIN 

-Vooooo… Fadimânım nirden çıktın gıı. Gözümorunuyon sandım, ipiyden belli gorünmüyon da…

-Norüyüm anam, meşakkatten gozümüzü açamaz olduk, oğlan uşak derdi bir yandan, hastalık bir yandan, ölüp ölüp, diriliyok.

-He gıı, ben diyeceedim de itiyat ittim. Onii betin benzin uğraya dönmüş, sanki meftâ yüzü vurunmussun.

-Valla hiç dadım yok, şu sıcakta bile üstüme elentiler geliyo.

-Hayrola niyin var gıı, nireni beğenmiyon

-Bilmem gadasını aldığım, bazı göğsümün altına bir ağrı giriyo ALLAH canımı alıyo.

-Booo! Gorüyonnu gııı, yil nii giriyo olmasın, peki ne şekil ağrıyo.

-Aman fitnatanım sen de bi âlemsin,ağrının ne şekili mi olur? dölecik ağrıyo.

-Peki ağrı girinci nası oluyon?

-O zaman gozümün uğru karakıyo, yüreem garışıyo, başım fenikiyo..

-Vooo Fadimanım gusura kalma da sen de iymal mısın nii? Böyle hastalıklar iyi dimez adama, allıyitmiye vık diyi giden, en iyisi sen bi doktura gorün.

-Kolesi olduğum iyi diyon da dokdullar sanki çok mu iyi biliyo, en anılmış dokturlara goründüm gine bilemedi. Boyuna soru soruyo, "borüme şiş sokuluyo gibi oluyo" diyom doktor pel pel bakıyo, ben "can evim sızlıyo " diyom ööle gulüyo, "yaannımın koşesi ağrıyo" diyom senin yaannın koşelimi diye beniminen eğleniyo, duyuyonmu gardaşım. Öğle kotü devire kaldık ki allıytmiye ne yisek tokanıyo. Sufra da önüme ne konsa uşaklar önümden gapışıyo.. Niymiş "çok yirsem tokanırımış"

-İyide ağzını sevdiğim, bu yaştan sona az yimek lâzım yoosa tokanabilir.

-Ne tokanacak anam masuz idiyollar, niymiş, ben de gizli şeker varımış da ekmek bile tokhanırımış, yalana bak yalana.Hadi o niyse, bacceden taze büber yolup getiriyok onda da şeker var diyo elimden gapıyollar, sanki bebe gandırıyollar acı biber dede mi şeker olurumuş.

-He gıı bizimkiler de duzda bile şeker var diyollar, ne gunnere galdık ALLAH sonumuzu hayır getire.

-Anam bunun hayırı şeri mi olur? Doğrudan doğruya yimemiz istenmiyo, yağlı yime, datlı yime, et yime, ekmek yime, ya ne yiyeceek, gavulluklarından herşiyi gısıyollar, bu gader de gısnıklık olmazcki anam, haksızmıyım.

-Peki bu işe doktullar ne diyo?

-Onların da ciğerine ingiler insin. Oğretlemiş gibi bebelerinen ağız billiği yapıyollar,

-Gardaşım iyi diyon da belki de çocuklar haklı, bu yaştan sonra az yimek lâzım yoğsa gâlp, tansiyon, damar tıkanıklığı, adamı alır sokar alimALLAH, gendimize mukaat olmazsak elayağa galır perişan oluruk. Bence sen de gendine mukaat ol, düşersen kimse yüzüne bakmaz.

-Aman ALLAH elaya gomasın da canımı alsın daha iyi.

-Amin anam Amin eskilerin dediği gibi iki gün yatak üçüncü gün toprak. Sen ona bak… ALLAH imandan ayırmıya.

_Ciğer gardaşım görülmedik söylüyon da yiyecekleri benim uğrumdan gapmaları yiğin ağırıma gidiyo…Halbu ki biz onlara yimedik yidirdik, giymedik giydirdik şinci onların şu ittiklerine bak.O kadar emeklerden sonra adımız bişi bilmeze çıkıyo, sanki bebelere her şiyi biz belletmedik gibi bizi hiç masimiyollar, sanki gonuşmasını biz öğretmedik gibi ağzımızı mezeliyollar. Bide en çok ağrıma giden şu saçını süpürge yaptığın herifin bebelerinen bir olup gelinin, gızın yanında beni cinnetmeleri. .

Torunların ağzına yil viriyo, beni manı manı oynadıyollar. Bazen ALLAH canımı alsa da kurtussam diyom.

-Aman Fadimanım ağzından yil alsın o nası sözümüş.? Ölüyüm mülüyüm dime vALLAHa gırkın bile çıkmadan herifin evlenir gakar haberin olsun…

-Biliyom anam biliyom bizim adama galsa şimdiden bişi bulacakya torunlardan iytiyat idiyo..

Bu gadar sevginin, saygının, emeğin, fedakarlıkları n garşılığı bumu olmalı sence Fadimanım?.

-Çok doğru söylüyosun Fitnat hanım. Uğrun da ömrümüzü virdiklerimizin bizlere daha saygılı olmaları gerekmez mi? Halbu ki biz onları ne haalinen bu yaşlara getirdik, onlara gösterdiğimiz şefkâti, merhâmeti ve ana sevgisini hiçbir sevgi de bulamazlar hele hele Anaların fedakârlığı tüm fedakârlıkların üstünde gelir, bunu galın gafaları almıyo.Ciğellerine fitil işlesin diyom,gine de gıyamıyom. Onların bebeleri de onlara itsin daha ne diyim…

-Sus anam aşam aşam betdaa itme…

- İyiya yürem gakıyo gı.

-Anam sen gine de velâhâvli di.

Abooooov bizim mâlenin arabası geliyo, gâri bana müsaade
amma çekilmen beklerik ha,hadi geline, gıza selam söle, uyuz olun gelin haaa….hiç gelmiyosunuz kele….

Eğsikli, canımız,ceramız çekiliyo yosa istemez miyik, hadiki gine arabı gaçıracan

-Amandiyim bu gaçıncı araba, bunu bari gaçırmıyım hadallaasmalladık….

Yorumsuz Geçme

Ali-Veli 49-51

Ali-Veli 49-51

Veli
Çocukken arkadaşım Ali ile oynardık. Arkadaşlar, hep “Ali-Veli 49-50” derlerdi. Ali’nin dedesinin adı Ali, benimse babamın adı Veli idi. Bizim Ali, üniversiteye girmedi. Bense önce İTÜ’yü bitirdim sonra da Almanya’ya geldim. Elektrik mühendisiyim. Burada önemli projelere imza attım. Güya annem bana “Oku oğlum, okumayana kız vermezler” diyordu. Mahallemizde taliplisi çok olan Ö. Hanım, bizim Ali ile evlendi. Elektrik çarpmış gibi oldum. Bu yaşıma geldim, yeni evlendim? Ne yapsam, ben de oğlumu okutmasam mı?

Dr. Can 

Allah’ın Veli kulu, sevgili mızıkacılar diyarındaki “gurbet damadı…”

Evet! Ali Bey Ö. Hanım’la evlenmiş ama sen de bu arada HASRET, HİCRET, GURBET isimli 3 muhterem hanımla yaşamışsın. İlim ve irfan yolunda başarılı bir erkeğin arkasında “bir eş” olurken senin 3 eşin olmuş.

Ö. Hanım’ın kızı 30 yaşına gelmişken sen, onun kızından 2 yaş küçük A. yengemizle evlenmiş üstelik onu Hz. Meryem’in yanında Zeynep bint-i Cahş’la da (ra) tanıştırmışsın.

Hani ülkemizde çocuğun babası vefat eder de, onun mirasıyla bir Topkapı-Eyüp minibüsü alıp, arkasına “Babam sağ olsun” yazdırır ya; sen de Müslüman olduktan sonra “ön ad” olarak verip “ZEYNEP-A.” diyerek aslında anneciğinin haklılığını da kabul etmiş oluyorsun. Yani okumayana kız verirler belki ama, okuyana hem de AB’ye girmiş bir hanım kız verirler.

Hayat bilgisi ve gerçek “hayat” dersleri

1) Bazen okullarda gördüğümüz “hayat bilgisi” dersleri ile gerçek hayattaki yaşam dersleri birbirine uymayabilir. Çünkü okulda bizi “hayata” değil “sınava” hazırlıyorlar.

2) Sınavlar önceden haber veriliyor, hangi konulardan olacağı belirleniyor, anlatılmayan konulardan sınav yapılmıyor ve tek doğru cevabı olan sorular soruluyor, sonunda da aldığımız not yüzümüze objektif bir değerlendirme sonucu okunuyor. Hayatta karşımıza çıkan sınavlar öyle mi ya?

3) Okul hayatımızda önce dersi görür sonra sınava alınırız. Halbuki hayat okulunda önce sınava çekilir sonra dersimizi alır otururuz aşağı!

4) Okul hayatında başarısız olunca SINIFTA KALIRIZ; ama hayat okulunda “BİR ALT SINIFA” düşeriz…

Özlemlerimiz bitmez ki

Yani sevgili Veli insan. İster Ali Bey gibi hayat okulundaki sınavlarla, ister Veli Bey gibi okul hayatındaki sınavlarla boğuşalım, ister Ö. Hanım’la evlenelim, isterse Ö.’nün özlemiyle yaşayalım.

Sonuçta;
YAŞADIĞIMIZ HAYAT
ÖZLEMİNİ ÇEKTİĞİMİZ HAYAT MI?
YAŞADIĞIMIZ HAYAT
RAZI OLDUĞUMUZ
HAYAT MI?
YAŞADIĞIMIZ HAYAT MECBUR OLDUĞUMUZ HAYAT MI?
YAŞADIĞIMIZ HAYAT MUTLU OLDUĞUMUZ HAYAT MI?
YAŞADIĞIMIZ HAYAT BİZİ;
YAŞADIĞIMIZ HAYATTA MUTLU EDECEK Mİ?

Özellikle son soruya EVET cevabı verebiliyorsan;
Sevgili Veli;
Ö.’yü bırak, Zeyneb’e (eşine) bak…
Gurbeti ışıklandırdığın gibi.
Aydınlık cennetlerde, Zeynep’le mutlu olmaya bak.

Yorumsuz Geçme

Dertsiz Dua Soğuktur..

dertsiz dua
Yorumsuz Geçme

Sevgi Dili Türkçe 110 Ülkeyi Buluşturuyor..

Türkçe Olimpiyatları heyecanı başlıyor

türkçe y 



Bu yıl 6. düzenlenen Uluslararası Türkçe Olimpiyatları bugün başlıyor. Dünyanın sayılı organizasyonları arasında gösterilen olimpiyatlara Amerika'dan Vietnam'a, Brezilya'dan Tanzanya'ya kadar 110 ülkeden 550 öğrenci katılıyor.

 
 

Kızılcahamam Asya Termal Tesisleri'nde bir araya gelen, renkleri, ırkları ve dinleriyle farklılık arz eden öğrencilerin ortak dili 'Türkçe' olacak.

Uluslararası Türkçe Öğretimi Derneği tarafından organize edilen olimpiyatlar 2 Haziran tarihinde sona erecek. 6. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları, öğrencilerin ön elemelerin yapılacağı Kızılcahamam Asya Termal Tesisleri'ne girişiyle başlayacak. Olimpiyatların açılışı 24 Mayıs Cumartesi günü Altınpark'taki Kültür Şöleni'yle yapılacak. Şölende katılımcı ülkeler, kendi kültürlerini tanıtmak amacıyla stantlar hazırlayacak. Olimpiyatlar 1 Haziran 2008 Pazar günü İstanbul Gösteri ve Kongre Merkezi'ndeki ödül töreniyle sona erecek. Ödül törenine TBMM Başkanı Köksal Toptan ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da katılacak.

Asya Termal Tesisleri Genel Müdürü Zeki Çiftçi, dünya çapındaki tesislerinde Türkçe Olimpiyatları için hazırlıklarını tamamladıklarını belirtirken, 110 ülkeden gelip de Türkçe konuşan öğrenci ve onları yetiştiren öğretmenleri tesislerinde ağırlamanın kendileri için büyük bir onur olacağını söylüyor. Dünya çocukları için Asya Tatil Köyü'nde sürprizler hazırladıklarını anlatan Çiftçi, öğrencilerin tesisin havuz, sauna ve termal suyu ile sosyal imkânlarından da memnun kalacaklarını belirtiyor.

Uluslararası Türkçe Olimpiyatları'na dünya genelinde binlerce öğrenci hazırlanıyor. Türkiye'ye gelecek olan 550 yarışmacı, kendi ülkelerinde bir dizi sınav ve yarışma sonrasında seçiliyor. Ülkesini temsil edecek öğrencinin, önce sınıf, ardından okul, son olarak da okullar arası düzenlenen Türkçe yarışmasında birinciliği kazanması gerekiyor. 'Konuşma, yazma, dil bilgisi, şarkı, şiir, sunum, genel kültür, özel beceriler, makale, ülke tanıtımı, anadil Türkçe yazma, anadil Türkçe şarkı ve anadil Türkçe şiir' olmak üzere 13 dalda yapılacak yarışmaların yarı final ve final değerlendirmeleri bilimsel ve popüler jüri tarafından gerçekleştiriliyor. Dereceye giren öğrencilere madalya ve para ödülü veriliyor.


Dünyanın birçok ülkesinde Türkiye'deki sevgi dili şölenine katılmak isteyen yüzlerce öğrenci elemelerde hünerlerini sergilerken izleyenleri kendilerine hayran bıraktılar.


TÜRKÇE OLİMPİYATLARI'NIN ETKİLEYİCİ TANITIM FİLMLERİ - İZLE
AZERİ ÖĞRENCİDEN VEDA BUSESİ - DİNLE
TEKSASLI ÇOCUKLARA HAYRAN OLACAKSINIZ - İZLE
İZLEYENLERİ HAYRAN BIRAKTI - VİDEO

Yorumsuz Geçme

Böyle Yolculuğa Cesaret Edecek Var Mı?

Saim Orhanı Ayna programından tanıyoruz.. Asrımızın Evliya Çelebisi sanki..Gezmediği yer kalmadı.

Çoğumuz onun yerinde olmak isteriz ama bu kez değil galiba:)

 

Günümüzde "kızak köpekleri" olarak tanınan Sibirya'nın 'Husky' cinsi köpekleriyle bir kızak yolculuğuna ne dersiniz? Muhteşem bir yolculuk...


Dünyanın bir çok yerinde insanların yakın dostu bekçisi köpekler Sibirya başta olmak üzere ABD ve Kanada'da insanı ve yükünü çeken köpekler olarak karşımıza çıkıyor.

Son gezisini Grönland adasına yapan Ayna Programı yapımcısı ve sunucusu 'Dünyanın Seyyahı' Saim Orhan, Türk programcıları arasında bir ilke imza atarak, kızak köpekleriyle muhteşem bir tura katılıyor.

Husky cinsi adı verilen bu köpekler soğuk kış şartlarına karşı son derece dayanıklı. Susadıklarında da KAR yiyor. Bu köpekler son derece güçlüler. Bağlı bulundukları kızakları kilometrelerce çekebiliyorlar.

İşte Saim Orhan'ın muhteşem seyahati

Yorumsuz Geçme