Asıl Engelliler, Biz Sağlamlar Olmasın..
Asıl Engelliler, Biz Sağlamlar Olmasın..
11.Haz.2008
Üniversite bitmiş, bir öğretmen abinin referansıyla iş teklifi gelmişti. Her ne kadar ailem “dört yıl doğuda okudun, gitme” dese de ikna edip, oniki senedir beni kendine çeken gurbete çıktım..
Okulda ilk günüm..Gördüklerim karşısında başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki. Zıplayanlar, tükürenler, inleyenler, ne yaptığını bilmeyenler, tepinenler, tepinemeyenler…Dışarda engelli bir çocuk gördüğümde içi parçalanan ben, bu çocuklarla iç içe olup haftanın altı günü derse girecektim. “Allah’ım dedim, Sen bana ne olursun sabır ver; ver ki, bu ilçeden kaçıp gitmeyeyim” dedim hep.
Sonra derslere girmeye başladım..Her ders bir kişi, 40-45 dk.
Ve öğrenciler: Kırmızıyı göster diyorum iki renk arasından.. bu, bu diyerek ikisini gösteriyor. Legoları, yap bozları takmasını istiyorum, sadece gözlerime bakıyor Celal.
Ömer daha küçük, 5 yaşında, burnu hep akıyor. Ben siliyorum haliyle. Tek eli biraz sakat, elini beraber yıkıyoruz. Adaşı biraz daha büyük . Çok kez altını ıslatıyor, Nasılsın’a “sadece “iyiyim” diyebiliyor, konuşması işaret diliyle.
İbrahim onbeş yaşında, öğrenme güçlüğü var. “Örtmen, tuvalet” dediğinde ne demek istediğini anlıyorum. Nasılsın’a ancak “başi”(Kürtçe’de iyiyim) diyor. Selçuk ‘un boynuna eskiyen bir elbiseden kestikleri parçayı koymuşlar..salyası akıyor onun için.
Handan onaltısında..kendisini erkek olarak hissediyor. Öğretmen arkadaşa (bayan) aşık olmuş. Renkleri öğreniyor ama bir haftalığına. Yüksel benden iki yaş küçük (22), biraz görme ve öğrenme güçlüğü var. Çok şeyin farkında, ezan okunduğunda hemencik namazını kılmak için izin istiyor. Bu temiz çocuktan dua istiyorum..utanarak..
Ceylan da onbeş’inde. Okuma, yazma yok. Verilen harf ve çizgilerin üzerinden gidiyor sadece. Bazen hikâye kitabını eline alıp okuyormuş gibi yapıyor..hayaline giderek belki.. Geçenlerde salâ veriliyordu. “Biri ölmüş, yazık, yok olacak” dedi. Yok olmadığımızı, tekrar dirileceğimizi, Allah’ın çok büyük olduğunu basitçe anlatmaya çalıştım. Derin düşüncelere daldı, Ne oldu dedim, “büyük olan Allah’ı düşünüyorum” dedi..
Son derste resim boyuyordu, yanlışını düzeltirken “şeytana tüküreyim” dedi. Neden öyle dedin dedim. “Görmüyon mu bana yanlış yaptırdı” dedi.
Özgür bazen özgür olmak için alıp başını gidiyormuş ama eve dönüş yolunu unutuyormuş. Sara hastası, onyedisinde..
Elif, Bahar, Birgül fiziksel yardımla yürüyorlar. Konuşma yok, olan da anlaşılmıyor..gülümsüyor sadece. İsmail’i kucağımda götürüyorum derse, sandalyede zor oturuyor. Başını dik tutmakta zorluk çekiyor. Şekil kartlarından nesneleri gösteriyorum. Bisiklete sıra gelince utanıyorum, kalakalıyorum öylece..Çünkü belki de hiç bi zaman süremeyecek.. bisikleti olsa bile.
Velilerle görüşüyorum arada. “Hoca, oğlum ne zaman yürüyecek, Kızım okuma-yazmayı öğrenecek mi, Çocuğun durumu nasıl, neler yapabiliyor..”vs. soruyorlar. Beklentiniz ne diyorum: “Öğretmen, doktor olacak diyor”..
Ötekisi kabullenemiyor engelli olmasını (hangisi kabulleniyor ki), daha kötüsü var elbet, şükrediyorum yine de, ama diyor, ama hiç olmazsa kendine yeter hale gelse..Susuyorum
Sonraları yüreğim kaldırmaz oldu, konuşamadım velilerle..
Vedat hep –ıhh, -ıhh diye inliyor ders boyu, isteklerini böyle anlatıyor, anlatabiliyor.. Bir başkası.. Adın ne diyorum “bi daha Ahmet”. Nasılsın’a “bi daha nasılsın” diyor. Genelde Kürtçe konuşuyor.
Ceylan ve Cihat otistik, gözleri çekik oluyor bu hastaların.. küçücük yavrular, çok sevimliler ama hiç bi zaman konuşamayacaklar belki.
Fatma yüksek sesle inliyor hep. Ağır engelli..kilo olarak da ağır, destekle sınıfa gidiyoruz. Ayaklarındaki ipler gözüme takılıyor. Evde annesi ev işlerini görmek için bağlıyormuş..yüreğime takılıyor.
…ve diğer öğrenciler…
İlk başta her şey çok zor gelmişti.. Tüm bunları anlıyor muydum? Anlayabiliyor muydum velilerin halini. Ayağım kırılmamıştı ki kırılan ayağın acısını anlayabileyim di mi.. Zamanla duyarsızlaştım, ama yürek sızımı hissedebiliyordum hep.
Allah'ım Benim de engelli çocuğum olursa bir gün? Ve ya sakat kalırsam.. ne yaparım ben..?Daha önce hiç bunu hiç düşünmüş müydü?. Sanki Allah beni sapasağlam yaratmak zorundaydı? Niye kaygılandım ki? Allah'a şükür hiç bir engelim yok. Öyle bir çocuğum da olmaz herhalde. Yani olmaz değil mi? Tüm veliler de mi ilk başta benim gibi düşünüyordu yoksa? Şükretmem gereken çok şey olduğunu elimdekiler alınınca mı öğrenmeliyim? Daha fazla düşünemiyorum, acıtıyor çünkü..
Okuldan ayrıldım dün,
Şimdi çok şey mi öğrendim diyeyim, hiç bişey öğrenemedim mi, bilemiyorum.. Acınacak halde olan, merhamete muhtaç onlar mı ben mi?. Asıl engelli olan kim? Kim göremiyor, duyamıyor..
Engellileri acınası insanlar görüp sadece Özürlüler Günü’nde anlık hatırlayan bizler “bizi bir gün değil, her gün hatırlayın“ nidalarına ne zaman kulak vereceğiz..
Dr.Can
12 Haziran 2008, Perşembe
Not: Karmaşık duygularımı anlatmakta çok zorlandım, yazılacak çok şey vardı, anlatamadım, belki de bütünüyle cesaret edemedim..
